Site Loader

Dünya üzerindeki kaynakları kullanma biçimimizin –ekonomik ve politik modellerle uyumlu ama- bugünün değerlerine uygunsuz olduğunu keşfediyoruz. Geçmişte üretim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle daha uzun süre kullanılmasını beklediğimiz ürünler geliştirirken ve üretirken bugün hem kaynak kullanımını düşürmeyi, ihtiyaç kadar üretmeyi hem de atık yönetimi ile de üzerinde yaşadığımız dünyayı daha sürdürülebilir kılmayı hedefliyoruz.

Bunun ilgi çekici sonuçları ortaya çıkıyor ve bunlardan en çarpıcısı da plastik ile ilgili. Plastik eskiden ucuz ve –elastikin tersi olarak- kolay bozulmayan bir malzeme olarak ambalaj tarafında hayatımızı fethetmişti. İkinci Dünya Savaşı yıllarını anlatan filmlerde külotlu çorapların kaçmasını azaltan petrol türevi malzeme kullanılan ürünlerden başlayarak plastik dayanıklılık ve ucuzluk özellikleri ile kendi yolunu açtı.

Uçurtmayı Vurmasınlar dahil Türkiye’nin bir dönemine ait filmlerde “naylon” aşağılama terimi olarak kullanılsa da şişe ve sürahilerden şemsiye ve yağmurluklara kadar birçok ürün plastik ve plastik türevi malzemelerden yapılmaya başlandı. Bunun mantığı, dayanıklılığın yanında ucuzluğu nedeniyle bozulduğu ya da iş göremez hale geldiğinde atılabilmesiydi. Böylece insanlar modaya da daha kolay uyabiliyor ve ya da anlık ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu. Yağmur yağdığında ortaya çıkan şemsiye satıcılarının üç kuruşa sattığı ve çoğunlukla rüzgarı yiyince dağılıp birkaç saat içinde çöp kutularında kendilerine yer bulan plastik şemsiyeler bu sürecin en çarpıcı örneği.

Sorun şu ki çöpe atılan bu şemsiyelerin doğada çözünmesi ve ortadan kaybolması için onlarca yıl gerekiyor. Çevre konularına duyarlılığın artmasıyla sosyal sorumluluk projelerinin önemli başlıklarından biri haline gelen bu plastik atık konusu, şu anda dünya genelinde sıcak gündem maddesi ve bu bir süre daha süreceğe benziyor.

Türkiye’de 8-9 kuruşa mal olan plastik poşetin 25 kuruşa satılması gibi projeler dünyanın çeşitli yerlerinde farklı biçimlerde uygulanıyor. Ancak Türkiye’de su faturalarına yansıtılan kullanılmış su uzaklaştırma bedeli (KSUB) örneğinde olduğu gibi maliyetleri tüketicinin üzerine yüklenmesi yerine doğru eğitimle, dünya genelindeki akılcı ve değer yaratmaya yönelik projlere odaklanabiliriz. Örneğin ‘the Ocean Cleanup’, Okyanus Temizleme Projesi 20 yaşındaki Hollandalı bir genç tarafından başlatılıldı.  Tüm dünyada yankı bulan okyanusları plastik çöpten arıtma projesi 2018 yılında hayata geçti ve gençlerin liderliğine örnek oldu.

Alman spor malzemeleri üreticisi Adidas, Ultraboost olarak adlandırılan ayakkabılarının 2018’de ürettiği serilerinde okyanuslardan toplanan plastik atıkları kullandı. Her birinde 11 plastik şişedekine denk plastik kullanılan bu ayakkabıların yurtdışı satış fiyatlarının 160 ila 200 dolar olduğu düşünüldüğünde burada yaratılan ekonominin büyüklüğü de ortaya çıkıyor. 2018 sonuna geldiğimizde Adidas bu ayakkabılardan 1 milyon adedin üzerinde satmıştı.

Bu yaklaşım geleceğe doğru baktığımızda çok daha fazlasını vaat ediyor. Sanayi toplumunda seri üretim ve verimlilik kavramları öne çıkarken bilgi toplumunda yerini sürdürülebilirlik temasına bırakıyor.

Adidas’ın ayakkabıları ile fark ettiği bu olgu, Electrolux için de elektrikli süpürge serisi ile keşfettiği bir gerçek olmuş. Üst segmentteki elektrikli süpürge üreticisi Electrolux firması, Eco serisinde yer alan ve geri dönüşümlü malzemeden üretilmiş elektrik süpürgelerinde sürdürülebilirlik mesajını verdiğinde bunun satın alma kararını etkilediğini görmüş. Bu temanın çocuklu ailelerin ilgisini çekiyor olması, yeni nesillerde çevre duyarlılığın arttığının bir göstergesi. 2017 sonuna kadarki iki yıllık dönemde Eco ürün gamının yıllık yüzde 12 büyüyerek toplam yüzde 8‘e ulaşması dikkat çekici bir trend göstergesi.

Rakamlara yansıyan etki, son 25-30 yıla damgasını vuran bu değişimin sonucu. Siyasi ve ekonomik gelişmeler, her şeyin daha yeşil bir hal alması ve ağaçları kesmeye karşı olmak; sürdürülebilirlik gibi konular, çevreye daha fazla önem vermeye başladığımızın diğer göstergeleri. Electrolux gibi firmaların Taste the Waste konsepti altında gıda israfını engellemeyi de öncelikleri arasına almış olması, sürdürülebilirlik odaklı ekonomik ve diğer modellerin geleceğin liderlerinin yetkinlik alanlarından biri olacağına işaret ediyor.

Z kuşağı, tamamıyla paylaşım ekonomisi üzerine kurguladıkları hayatları ile iş hayatında ve diğer alanlarda liderlik konumlarında geldiğinde şimdiki yöneticilerin sonradan öğrendiği şeylerin içine doğmuş ve hatta bu yaklaşımların oluşturulmasını sağlamış bir kuşak olarak çok daha ileri adımlar atacak ve örnekler oluşturacak. Bu çocukların şimdiden ailelerini etkilemesi, bu sürecin şu anda başlamasış olması anlamına geliyor. Bize düşen görev ise bu yaklaşımı eğitime entergre etmek ve dünyaya örnek olmak.