Site Loader

Dünya, dördüncü sanayi devrimi veya Endüstri 4.0 için hazırlanırken, mevcut okul sisteminin uygunluğu, içerik aktarımı, sınava yönelik hazırlık ve standartlaştırılmış ulusal müfredat konuları çok sıklıkla tartışılıyor. Ancak şu anda hiçbir ülkenin Endüstri 4.0’a hazır olmak için doğru eğitim formülüne sahip olduğu söylenemez.

Yeni nesilin geleceğin zorluklarını göğüsleyebilmesi için dünyanın dört bir yanındaki eğitim politikaları belirleyicileri okullar tasarlamakla uğraşıyor. Sordukları sorular arasında; Eğitim sistemi çocuklarımızı ne tür işler için hazırlıyor? Onları ne tür işler için hazırlamalı? Okulun amacı nedir? Test puanlarına saplantılı mı olmalıyız yoksa okullar öğrencilerin yaratıcı, işbirliğine dayalı ve problem çözmeyi öğrenecekleri bir ortam mı yaratmalı? Okullarda kullanılan teknolojiler neler? Öğretme ve öğrenmeyi geliştirmek için kullanılıyor mu yoksa sadece öğretmenlik eksikliğinin yerine mi geçiyor? yer alıyor.

Hepsinin hem fikir olduğu konu mevcut okul sisteminin eski ve başarısız olduğu konusu. Çünkü mevcut okul sistemi Endüstri 2.0 için tasarlanmıştı. Bu nedenle okullar ‘fabrika okullar’ diye tanımlanıyor. Her sınıfta, her öğrenciye aynı yöntemle aynı bilgilerin aktarıldığı fabrika okullar ne yazık ki artık bilginin değil, bilgi ile ortaya konan ürünün ön plana çıktığı dünyada yetersiz kalıyor.

Hepimizin bildiği gibi fabrikaların montaj hatlarında ​​tam bir otomasyonun olduğu, robotların, tekrarlanan işlerde insanlarının yerini aldığı, bayilerin ve tedarikçilerin doğrudan nesnelerin interneti (IoT) üzerinden üreticilerle çalıştığı Endüstri 4.0’ın ilk aşamalarındayız. Her geçen gün otomasyon ve verimlilik seviyesi yükseliyor. Dijital teknolojiler ilerliyor.

Gelecek, inovatif bakış açısına sahip, insani yetkinlikleri kuvvetli bir neslin olacak. İnsanlar iş için robotların yapabileceği işlerde rekabet edemeyecek. Bu nedenle, verilen eğitim yalnızca sınav başarı potansiyelini değil, insan potansiyelini geliştirebilmeli. İnsanlar, yaratıcılık, sosyal ve duygusal zekaları ile makineler üzerinde üstünlük sağlayacaklar.

Henüz hiçbir ülke yeni döneme uygun mükemmel ulusal eğitim politikası geliştirmemiş ve uygulamamış olsa da, birkaç ülke bu yolda hızla ilerliyor. Birçoğu da bu hedefe yönelik stratejik planlar yapıyor. Dünya Ekonomik Forumu’na göre, çocukları geleceğin işlerine en iyi hazırlayan ülkeler Singapur, Japonya ve Güney Kore. Bunlar, birlikte çalışmanın en iyi olduğu ülkeler olarak da dikkat çekiyor.

Mesela yakın zamanda Singapur, ilköğretim okullarındaki sınav ve değerlendirme sayısının azalttı ve işbirliği ile problem çözme konusuna yöneldi. Ama bu bizim hakkımızda bu tam olarak söylenemez. Okullarımızda daha az sınav olması gerektiği konusunda hemfikir olsak da, bunun yerini alabilecek bir sistemi henüz geliştiremedik.

Hep birlikte harekete geçmeli ve eğitim sistemimizi Endüstri 4.0 ile uyumlu hale getirmek için el birliği ile çalışmalıyız. Eğitimde dönüştürücü bir atılım yapmalıyız. Düşünülenin aksine kodlama öğretmek veya dijital ders kitaplarını kullanıma sunmak yeterli değil. Bu sadece bir başlangıç.

Haydi hedefimizi belirleyelim ve Türkiye’nin eğitim sistemini Endüstri 4.0 döneminde en üst seviyeye çıkarmak için çalışalım. El ele verdiğimizde dünyaya örnek olacak mükemmel modeli yaratabileceğimize inancım sonsuz.

Yaratıcı ve inovatif bir nesil umut ediyorsak, yalnızca sınav merkezli bir sistem aracılığıyla bilginin öğretilmesi, Endüstri 4.0 döneminde istediğimiz insan potansiyelini üretmeyecektir.

Uzun vadeli bir strateji olarak, Türkiye’nin dünyada bir üst eğitim sistemi olarak bilinmesini diliyorum. En üst sistemlere paralel olarak ücretlendirerek saygın bir kariyer sunan ve böylece öğretmenlik mesleğini canlandıran bir atılıma ihtiyacımız var. Okullarımız ve öğretmenlerimiz bu atılımın ana unsurlarını oluşturmalıdır.

Ne yaparsak yapalım, mükemmelliyet ve dünyaya örnek olmak için el birliğiyle çalışalım.